Aşk Efsanesi

Sen  gidersin bir gün, gitmen ikametgâh kaydını tutan mahalle muhtarı dışında kimseyi ilgilendirmez. Arkandan sallanan birkaç el, sen sanki hiç olmamışsın gibi yaşamaya devam eder. Arkandan dökülen su buharlaşmadan, buhar oluverirsin hatıralarda. Vardığın şehir, geldiğini fark etmez; ardında bıraktığın şehir gittiğini fark etmediği gibi.

Gitmek ikiye ayrılır:

Ayaklarınla gidersin ya da bir motorlu taşıtın cam kenarında, bir uçağın ekonomi klâsında, bir geminin denizi en iyi gören mevkisinde. Bir bitki örtüsünden bir başkasına, bir iklimden başka bir iklime, bir rakımdan başka bir rakıma. Kimi zaman yorucu, kimi zaman sıkıcı, kimi zaman eğlenceli. Bazen bir şarkı mesafesinde, bazen rekortmen bir bestecinin tüm eserlerini ezberleyecek kadar uzun. Gidersin, fakat sen hep aynı sensindir. Ne bitki örtüsündeki, ne iklimdeki, ne halkın geçim kaynağındaki, ne de rakımdaki değişiklik değiştirir seni. Dünyayla birlikte güneşin etrafındaki seyahatin değiştirmemiştir ki, bu kısacık yolculuk değiştirecektir.

Ve gidersin, hep aynı yerde kaldığın halde. Gidersin, ikametgâhın değişmediği halde. Gidersin, uzun, upuzun bir iç yolculuğa çünkü aşıksın. Etrafındaki kimse fark etmese de, devlet kayda geçmese de, gazeteler yazmasa da, televizyonlar göstermese de, her şey farklıdır artık senin için. Güneş farklıdır, insanlar farklıdır, yuvasına buğday tanesi taşıyan karınca, kapının önünde miyavlayan kedi, komşunun çocuğunu korkutan köpek, alınan her bir nefes, atılan her bir adım. Sorsalar, hep buradaydı derler senin için; ama çelişmektedir söylentilerle senin iç’in.

Categories:

Yorumlar

Yorum Yok

Yorumunuzu Ekleyin

Yorum eklemek için giris yapmalısınız.